Varlık ve Aidiyet
Çok uzun yıllar boyunca bu dünyaya ait olmadığımı düşündüm (bir “uzun yıllar” yaklaşık 40 yıla denk gelir). Mikro düzeyde birbirine bağlı ve sevgi dolu bir ailede büyümeme rağmen hissettiğim “yabancı olma” duygusu hep oradaydı. Bu “yabancı olmayı” yanlış anlamamanız için şunu açıklamam gerek; geçmiş okul ve sonrasında iş hayatımda çekingen ( bu çekingenlik diğerleri tarafından benim isteğim dışında “cool” olarak anlaşıldı) ve popüler bir kişiydim.
İnsanları (kendim dahil) çoğu zaman aciz ve zavallı yaratıklar olarak gördüm, misal; çok önemli dünya liderlerinin toplandığı bir zirvede konukların ciddiyeti ve konuştukları konular bende tam olarak acıma duygusu uyandırırdı ya da bir film seyrederken onu arkadaki film setiyle birlikte düşünürdüm ve “bu”, oyuncuları çoğu zaman aciz ve gülünç gösterir, beni de filmin dışında tutardı. ( interstellar veya cronenberg’ün bazı filmlerini ve biraz daha başka filmi, bunun dışında tutabilirim belki).
Bu dünyaya ait hissedemeyişim; lisede felsefe dersinde ilk kez Platon’ın idealar dünyası ve mağara alegorisini okuduğumda kafamda daha da netlik kazanmıştı; bu dünyada başka bir kişinin benim gibi (“mutlak hakikat herşeyin mükemmel olduğu idealar dünyasındadır”- o zamanlar buna inanıyordum) düşünmesine şaşırmış, diğer yandan bu kişinin ünlü birisi olduğu gerçeği beni gururlandırmıştı.
47 sene sonunda aidiyetle ilgili düşüncem şöyle birşeye dönüştü; aidiyet fiziksel bir yer değil, fiziksel gerçekliğin ötesinde kalpten bir aynılık ve yakınlık hissettiğiniz yere doğru varma halidir; zeytinyağını su dolu bir kaba akıttığınızda minik yeşil yuvarlakların birbiri ile kavuşma motivasyonu aidiyetin görünür halidir benim için, damlacıklar birleştikten sonra aidiyet kavramı da görünmez olur. Veya aynı hücrelerin tek tip dokuyu meydana getirmek için bir araya gelmesi, ve benzer dokuların toplaşıp bir organda buluşma çabasıdır aidiyet. (organların dili olsa, kalp dile gelse mesela, ben buraya ait değilim der miydi acaba? Belki bozuk hücrelerle etrafı sarılmış bir kalptir bunu diyebilecek olan, ya da nakil olmuş bir kalp diyebilir bunu?)
Böyle bakınca aidiyet bir amaçtır, amaç gerçekleştiğinde bir varoluş ortaya çıkar ve aidiyet kavramı ortadan kaybolur.
Arkeik insan topluluklarının ölmemek için bir arada avlanması aidiyet değildir benim için veya sırf herşey yolunda diye aynı şirkette senelerce çalışmak ( buna commitment deniyor sanırım) bu tarz adanmışlıklar daha çok kimliğimizle ilgilidir, aidiyet ise varlıkla ilgilidir, hesap kitap gözetmez. Fiziksel bir eşyaya, bir yere, kişiye ait olmak egonun işidir. Aidiyet ise öz ile ilgilidir benim için, zeytinyağı damlacıkları gibi, bana benzer olana ulaşma çabası, hayali..
Varlık için aidiyet bir amaçtır ve bu amaç yolunda varlık dönüşür ve evrimleşir.

